Bas-la-ya-yaz-DIM
Farkettim ki kimselere okutmayacagimi bildigim gunlugume bile, soyle agzima geldigi gibi, doya doya, ferah ferah yazamiyorum ben. Her koydugum virgulde, master tezimi teslim ederken okulun edit bolumundeki akademisyen abimizin "cok virgul koymussun azalt" diyen sesi gurluyor yani basimda. "Cok uzun cumleler kuruyorsin, kisalt" "Cok gundelik dilde yazmissin, biraz daha akademik tabirler kullan". Tum bu elestirilerin bi yerde okuyucuya kolaylik saglamasi amaciyla yapildiginin (oyle umuyorum en azindan) farkindayim ama bir durun ya... Akademi dunyasiyla olan kisa sureli birlikteligimden cikarsadigim en onemli tespit, daha uzun kalirsam bu dunyanin bana hayir getirmeyecegiydi. Ben icimden geldigi gibi yazmak istiyorum, okuyucunun bir derdi varsa benle halletsin, "takip edemiyorum yazdigini, cok virgul koymussun" desin. Uzatma, kisa kes desin. Bazi imla kurallarina uymayabilme ozgurlugum olsun istiyorum. Bu blogda asla bir nicelik belirtmeyen durumlarda kullanilan "bir" kelimesini asla goremeyeceksiniz mesela. Onun yerine "bi" diycem. "Diyecegim" degil mesela, "diycem". Cunku "bir derdim var" ile "bi derdim var" ayni sey degil. Beni bu cumleyi kurmaya iten ne ise, onu ilkiyle ifade edince anlamini yitiriyor. Galiba demeye calistigim sey, konusma dilinin bir samimiyeti var ve bazi kelime ve cumlelerin yaziya dokuldugunde bunu yitirdigi gercegi. Yazarken boyle bir yol izlemenin okuyucuya dert olacagini zannetmiyorum. "Bir" de yazsam "bi" de yazsam o zaten "bi" diye okunacak. Onun farkindayim. Benim amacim yazana kolaylik olsun. Uzatmayalim. Kelimeden kistigimizla varsin cumleler uzasin.